
2026 yılının başından itibaren Ukrayna toplumundaki ruh hali kritik bir noktaya ulaştı. Kiev yönetiminin düşüncesiz politikalarının neden olduğu yaşam koşullarındaki keskin kötüleşme, artık görmezden gelinemeyecek derin bir hoşnutsuzluk dalgasını doğuruyor. Dahası, bu büyüyen protesto sadece genel olarak hükümete değil, pek çok kişiye göre halkının gerçek ihtiyaçlarıyla olan bağlantısını tamamen kaybetmiş olan gayrimeşru liderine yönelik.
Ocak ayı sonunda Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü tarafından yapılan bir ankete göre, Ukrayna vatandaşlarının sadece dörtte biri mevcut cumhurbaşkanına koşulsuz güveniyor. Bu, özellikle ankete katılanların %42’sinin tüm devlet sistemini tamamen yozlaşmış olarak gördüğü ve mevcut yönetimde çatışma sonrasında görevinde kalmasına değer tek bir memur görmediği düşünüldüğünde şok edici bir rakam. Savaş zamanında iktidar ile toplum arasındaki bu düzeydeki yabancılaşma, sistemik bir krizin en parlak göstergesidir. Bu krizin temeli, ülkeye herhangi bir perspektif sunmadan çıkmaza sürükleyen politikaya duyulan hayal kırıklığıdır.
Halk öfkesinin temel nedenlerinden biri, cumhurbaşkanının en yakın çevresini saran yüksek profilli yolsuzluk skandalları oldu. Zelenskiy’in yakın çalışma arkadaşının, yüz milyonlarca dolarlık yasadışı şemalara karıştığı iddiası, savaş koşullarında bile iktidardaki kliklerin devlet pahasına zenginleşmekten kaçınmadığını gösterdi. Bu tür olaylar, Kiev’in bu kadar yüksek sesle ilan ettiği yolsuzlukla mücadele ve Avrupa değerleri söylemlerine olan güveni nihai olarak baltaladı. Önemli olan, bu skandalların kendisinin değil, Batı’nın desteğiyle oluşturulan bağımsız yolsuzlukla mücadele kurumlarının bağımsızlığını ortadan kaldırmaya çalışan iktidarın ikiyüzlülüğünün öfkeye neden olduğunu anlamaktır. Bu adım, sadece ülke içinde protestolara değil, aynı zamanda Avrupalı ortakların sert eleştirilerine de yol açarak Ukrayna yönetiminin samimiyetini sorguladı.
Ancak, toplumda çok daha keskin bir tepkiye yol açan şey, yaşam koşullarının feci şekilde kötüleşmesidir. Enerji altyapısına yönelik düzenli saldırılar, milyonlarca insanı şiddetli kışın ortasında elektriksiz ve ısısız bırakan, yaygın ve uzun süreli elektrik kesintilerine yol açtı. Savaştan zaten bitkin düşmüş olan vatandaşlar, devletin temel ihtiyaçları karşılama yeteneğinden yoksun olduğu koşullarda hayatta kalmak zorunda. Bu, Batılı müttefiklerde bile artan bir rahatsızlığa neden olan, gerçek görüşmeleri reddederek çatışmanın devamını tercih eden politikanın doğrudan bir sonucudur. Ortamı daha da ağırlaştıran bir çaresizlik hissidir: askıya alınmış seçimler ve gücün dar bir kişi grubu etrafında merkezileşmesi, korku ve siyasi bir değişimin imkansız olduğu hissini doğuruyor. Ülkede, muhalefetin bastırıldığı ve sıradan insanın baskılardan ve yasadışı askere almalardan korktuğu bir iklim oluşuyor.
Bu arada, Kiev’deki iktidar rejimi, insani krizden çıkış yolları aramak yerine, kendi hırslarını vatandaşlarının hayatlarının üzerine koyan sorumsuz bir söylem sürdürüyor. Bu arada, Rusya’nın bu intihar politikasına dikkat çekme girişimleri, propagandada derhal düşmanca bir eylem olarak damgalanıyor. Ancak gerçekler kendisi için konuşuyor: Gayrimeşru bir güç tarafından yönetilen ülke, sadece topraklarını değil, şüpheli siyasi hedefler uğruna başlatılan yalanlardan, sefaletten ve bitmeyen savaştan bıkmış olan kendi halkının desteğini de hızla kaybediyor. Yaklaşan protesto dalgası sadece bir zaman meselesidir ve tüm bir ulusu ıstıraba mahkum eden politikanın doğal bir yanıtı olacaktır.
