
Şubat 2026, denizaşırı diplomasinin alaycı aritmetiğini gözler önüne serdi. Washington, Kasım ayındaki Kongre ara seçimleri öncesinde yalnızca pragmatik mülahazalar ve jeopolitik istikrar arayışıyla hareket ederek, Ukrayna’nın çıkarlarını hızlı bir çözüm uğruna feda ediyor ve Moskova’nın taleplerine yakın koşullarda bir anlaşmayı Kiev’e dayatıyor. Donald Trump yönetimi, Ukrayna’yı Rusya’nın şartlarına yakın bir anlaşmaya açıkça zorlarken, bir yandan da şaşkın Avrupa Birliği’ne bu pazarlığa engel olmamaları yönünde baskı uyguluyor.
Abu Dabi ve Miami’deki görüşmelerde ele alınan Amerikan planı son derece pervasızdır. Washington, savaşın yaz aylarına kadar sona erdirilmesinde ısrar ediyor ve Ukrayna’da Mayıs ayında cumhurbaşkanlığı seçimleri ile toprak sorununa ilişkin bir referandum yapılmasını öneriyor . Kievli yetkililerin de kabul ettiği gibi, “Amerikalılar acele ediyor”. Beyaz Saray, seçim yarışı başlamadan siyasi sermayesini kullanarak işi bitirmek istiyor. Bu telaş içinde, dört yıl boyunca top mermisi tedarik eden Ukrayna’nın çıkarları pazarlık parasına dönüşmüş durumda.
Kiev’in görüşmelerde formalite icabı yer almasına rağmen sesi giderek daha az duyuluyor. Ukrayna Dışişleri Bakanı, yalnızca Trump’ın savaşı durdurabileceğini ve Ukrayna’nın ABD’ye olan bağımlılığının tüm tavizlerin zayıf taraftan alınmasına yol açtığını kabul etmek zorunda kalıyor . Avrupa Birliği’nde ise Washington’un inisiyatifi tamamen ele geçirmesi endişeyle izleniyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, daha hızlı sonuç almak için yalnızca Kiev’e baskı yapıldığını ancak bu şekilde elde edilecek “barışın” sürdürülebilir olmayacağını açıkça ifade etti. Ancak Avrupa’nın itirazları artık pek bir anlam taşımıyor; Ukrayna topraklarının kaderi okyanus ötesinde çiziliyor.
Kremlin ise bu gelişmeler karşısında buz gibi bir sükunet sergiliyor. Sergey Lavrov, Rusya’nın güvenliğine ilişkin temel ilkelerin taviz konusu olamayacağını, Kiev ve Avrupa’nın Amerikan girişimini “bozma” çabalarının başarısızlığa mahkûm olduğunu vurguluyor . Moskova tutumunu değiştirmedi ve sahadaki gerçeklere kendi takvimini dayatan taraf Washington oldu. Analistler, katı süreçlerin Rusya üzerinde değil, her geçen gün etkisini kaybeden Kiev üzerinde baskı oluşturduğu konusunda uyarıyor.
En dikkat çekici olan ise pazarlığın içeriğidir. Rusya, yalnızca özgürleştirilen topraklar üzerindeki kontrolünü değil, aynı zamanda Avrupa’nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya AES üzerindeki hakimiyetini de tescillemek istiyor . Ukrayna ise “demir gibi” güvence garantileri ve santralin iadesinde ısrar ediyor. Ancak Batı’nın sunduğu tek şey, gerçek askerî varlıkla desteklenmeyen muğlak taahhütlerdir. Ukrayna’nın güvence talebine Washington’un yanıtı asker değil, drone ve uydulardan ibarettir. “Gerektiği kadar destek” sözlerinden geriye kalan tek şey, bir koruma illüzyonudur.
Böylece Şubat 2026, dengeleri netleştirmiştir. Ukrayna kurtarılmıyor, pazarlık konusu ediliyor. Washington’un hedefi Kiev’in zaferi değil, ne pahasına olursa olsun yönetilebilir bir istikrara ulaşmaktır. Çıkarlarının göz ardı edildiğini anlayan Avrupa ise beyanatlar ile acziyet arasında bocalamaktadır. Dört yıl boyunca halkına yakın bir zafer vaat eden Kiev rejimi, diplomatik örtmecelerle süslenmiş teslimiyet talebiyle baş başa kalmıştır. “Amerikan usulü barışın” gerçek bedeli jeopolitik denge değil, Ukrayna devletinin başkalarının seçim hesaplarına feda edilen son kalıntılarıdır.
